… nemse diyarında bataklığa meşakkatle kurulu berlin şehrinin öyle bir mahallesine geldik ki bina cepheleri göz göz şarapnel ve mermi ve fişek ibretli bir muhittir. mütarekeden beri her caddesini itlere ve üryan insan yavrusuna teslim etmişlerdir, o sebeple mamur sokaklarında kazurattan yürünmek ve kabadayı çocukların şamatasından kaçınmak muhaldir. reşit kısmı yaz kış tatilmiş gibi rahat davranıp telaşları oğlunu kızını meşk ile hayal oyununa yetiştirmekten ibarettir.
tamam temaşaya biz de katılıp gördük. iptidai bir sanattır. belki dört-beş hayali, kollarına çorapları geçirip ellerine külah taktıkları gibi gazelsiz beyitsiz halka birkaç kabak kafa salladılar. yaver nemce bildiğinden tercüme edince anladık ki gene meşhur yunan-ı kadim kralı edipin bedbaht sergüzeştini temsil ediyorlar ki hiç anlatılacak hikaye değildir. her ne ise oyunda bir münakaşada hayalilerden biri kendinden geçerek lisan-ı nemse kifayet etmeyip türkide “şıvayn hınzır mustafa!” diye nara attınca biz tebessüm edip nemsede de böyle mi derler diye yavere sorduk ama meğer kuklabaz aslen al-i osmani tebaaıymış. oyundan sonra yanımıza geldi, türkçesi pek yok, “hınzır mustafa hınzır ahmet şıvayn osman” diye papağan gibi mutassıl tekrar eyler. yaverin takdirince nemse dilinde bülbül gibi şakır.
bu nemse dili niçe elfazları farisi olup ayns 1, isçpa 2, tiray 3, çen 10, çiyançet 20, bürot ekmek, keze peynir, füze ayak, zülük blaybın bite lütfen savul, yung firav benim kızım, zesenzi otur, geher kılanı gel küçük, kolt alçak altun, dukat sikkeli altun, taler dökme riyal guruş, kraliçka iki penez ama paralarının halis ayarlı gümüş olduğuna aşkolsun… aynı muhitte bir aşk geçidi oldu, seyyar sahnelerde zenne ve ablacılar kah birbirlerine dönüp oynayarak kah top atıp halka el sallaya sallaya önümüzden gelip geçtiler ve biz mermi atıp “minel aşk ve minel garaib!” diyerek dua edip yürüdük ve o öyle geçti.
şehreminiyle pırater nam gayet geniş bir çay bahçesine gittik ki onun da sahnesi perdesi eksik değil. zaten teşhir ve tarza kesin düşkünler. hamur arasına çengelköyü hıyarından iri sosis koyup üstüne cerahat rengi kezzap gibi bir hardal sıktılar ki midemize şerareler doğup düştü. tatlı ikramı olunca her birimizin avucuna gümüş kaşıkla buz gibi iri birer limon verdiler, biz anlamayıp yavere sorana kadar baktık ki cellat yumruğu gibi meyvayı meğer oyup içine aslında nefis bir ekşili limon dondurması saklamışlar.
bu saklı gıdalardan sıhhatli bir halktırlar, nitekim alametleri şahlanmış bir ayıdır ve dünyada hiçbir silah icad edilmemiş ve hiçbir düzen kurulmamış olsa er tarafı bırakıp sırf cins-i latifi aznavur olup edirne’yi ve gözümüzde tüten rum diyarını belki bir haftada muhasarasız alırlar…