aristo’nun yaşamı

“İ.Ö. 384’te Kuzey Yunanistan’da Stageira kasabasında doğdu. Babası doktor Nikomakhos, Makedon kralı Amyntas’ın dostu ve saray hekimiydi. Annesi Phaistis aileden zengin bir kadındı.

367’de Atina’ya geldi ve Platon’un entelektüel çevresine girdi. Stageira’da çocukken herhalde biraz felsefe öğrenmişti; Platon’un kimi felsefi diyaloğunu da belki okumuştu; hatta Atina’ya tam da Platon’la felsefe çalışmak için gelmiş olabilir. Ancak bu kolaycı tahminleri destekleyen hiçbir somut kanıt yok. Aristoteles’in Atina’da ne bulduğunu da tam bilmiyoruz.

Platon ünlü ve belki tartışmalı bir kişilikti. Ünü entelektüelleri Atina’ya çekmişti; Dönemin belli başlı filozof ve biliminsanı Platoncu çevrede (“Platon’un Akademisi”nde) yer alıyordu. Bu grup Platon’un evinde ya da Akademeia’nın kamusal spor alanında buluşuyordu. Orada tartışmalar yapılıyor ve ders veriliyordu. Ne de olsa Akademeia bir anlamda bir okuldu (hatta hatip İsokrates’in Atina gençliğinin siyasi eğitimi için oluşturduğu kurumla kıyasıya bir rekabet içindelerdi). Orada ders alması bakımından, Aristoteles’in de Akademeia’da bir öğrenci olduğu söylenebilir; ayrıca Akademeia’da bugünkü kulüplerdekine benzer özellikler olmuş olabilir: üyeler arasında kıdem ilişkileri, görevliler, düzenli buluşmalar, akşam yemekleri. [Gerçi bu konuladaki en erken tarihli kanıtlar Platon’un ölümünden sonraki dönemden kalmadır.] Ama Akademeia’yı bir üniversite gibi düşünmemeliyiz; standart müfredatlar, dersler, sınavlar ve dereceler var sanmamalıyız.

Aristoteles yirmi yıl boyunca Atina’da kaldı ve Akademia’yla hep ilişki içindeydi; herhalde çoğu vaktini filozof ve biliminsanlarını dinleyerek geçirdi, sonra sonra kendisi de yazmaya ve ders vermeye başladı. Akademeiacıların Platon’un diyaloglarında tartıştığı konuları tartıştığını düşünmek makul: etik, siyaset teorisi, psikoloji, metafizik, bilgikuramı ve mantık. Bunlardan başka, Platon’un matematik ve astronomi incelemelerini yüreklendirdiğini biliyoruz. Daha az soyut bilimlerin de dışarıda bırakılmadığını düşünmemiz için de birtakım nedenlerimiz var.

Platon 347’de öldü ve Aristoteles Atina’dan ayrıldı. Neden ayrıldığı belli değilse de bu konuda siyasi nedenler ileri sürülmüştür. Aristoteles’in Makedonya’yla bağları vardı, hatta kendileri için Makedonya kralına aracılık ettiği için Atinalıların Aristoteles onuruna bir yazıt diktiği söylenmiştir (Arapça yazılmış bir Yaşamöyküsü metninde geçen bu iddia [Düring, Göteborg, 1957, 215. sayfa], sahibinin de itiraf ettiği gibi kuşkuludur). Ancak 347’de kuzeydeki Olynthos kasabası Makedonya ordusunun eline geçti ve Atina’da hatip Demosthenes’in başını çektiği Makedonya karşıtı parti sükse kazanıyordu. Aristoteles ise bir Atina yurttaşı değildi, asla olmadı da; belki de hassas bir konumdaydı.

Ne olursa olsun, Aristoteles bir başka Akademeiacı Ksenokrates’le birlikte Küçük Asya’da Atarneus’a gitti: oranın “tiranı” Hermias’ın Akademeia’yla bağlantıları vardı, hatta Atarneus’ta küçük bir Akademeiacı topluluk vardı gibi görünüyor. Hermeias Aristoteles’i buyur etti, ona ve arkadaşlarına “yaşamak için Assos kasabasını verdi, onlar da orada bir avluda buluşup felsefeyle vakit geçirdiler, Hermias da bir dediklerini iki etmedi”. [Bu bilgi, Epikourosçu Philodemos’un felsefe tarihinden geliyor: Philodemos’un kendisi ya da kullandığı kaynak Aristoteles’e düşmandır, buna karşın verilen bilgi doğru olabilir.] Aristoteles sonradan Hermias’ın yeğeni Pythias’la evlendi; Atarneus 341’de Perslerce alınıp Hermias işkenceyle öldürülünce, Aristoteles onun anısına dokunaklı bir şiir yazdı.

Aristoteles Atarneus’tan Lesbos adasındaki Mytilene’ye geçti. Sonradan en ünlü öğrencisi olan adalı Theophrastos’la orada tanıştı. Doğu Ege’de vaktinin bir kısmını deniz canlılarının biyolojisine adadığını düşünmek makul, zaten Aristoteles’in yapıtlarında bu konuda dolaylı kanıtlar var.

Mytilene’den sonra memleketi Stageira’da kısa süre geçirdi. Sonra babası Amyntas’ın yerine Makedonya kralı olan 2. Philippos 343’te Aristoteles’i Mieza’daki sarayına oğlu İskender’e (Aleksandros’a) özel öğretmenlik yapmak üzere davet etti. [Theophrastos da Aristoteles’in yeğeni Kallisthenes de davet edildi, ki bu sonuncusunu İskender sonradan öldürttü.] Dönemin en güçlü zihniyle en güçlü insanları arasındaki ilişki böylece başlamış oldu. Bu eşleşme romantik kişilerin hayalgücünü besleyen bir malzeme oldu ve hakkında birçok hikaye anlatıldı. Ancak Aristoteles’le Büyük İskender’in birbirlerine neler söylediklerini bilmiyoruz. (İskender’in kanlı kariyeri üstünde Aristoteles’in etkisini arayan tarihçiler boşuna uğraşıyor; felsefeciler de Aristoteles’in siyaset yazılarında Makedonya imparatorluğunun akıbetiyle ilgili hiçbir şey – ya da nerdeyse hiçbir şey – bulamayacaklardır.) [ÖA: Politika, I, 1, 1252b’ye bakın gene de.]

335’te Aristoteles Atina’ya döndü. Platon’un Akademeia’sı yeni birinin yönetimi altında gelişim içindeydi; Aristoteles ise kendi kurumunu oluşturmayı yeğledi ve Platoncular Akademeia’da yürüyüp tartışırken Aristoteles aynısını Lykeion’da yaptı.

Oniki yıl kadar sonra Büyük İskender öldü; kısa süre sonra da 322’de Aristoteles Atina’dan ayrıldı. Söylenenlere göre bunu yapmasının nedeni “Atinalıların felsefeye karşı ikinci kez suç işlememesi”, yani Sokrates’i idam ettirdikleri gibi kendisini ettirmemeleri imiş. [Klaudios Ailianos, Poikilê Historia, III, 36] Hikaye güzel ama uydurulduğu kuşkusuz. Ama ikinci bir hikaye var ki o hem güzel hem de doğru olabilir. Aristoteles’ten Antipater’e yazılmış, sahih sayılabilecek bir mektupta şu tümce geçiyor: “Delphoi’da oylama sonucu bana verilip şimdi elimden alınan onura gelince, çok umursuyor da çok umursamıyor da değilim.” [Ailianos, XIV, 1] Sözü geçen onurun ne olduğunu bugün şans eseri biliyoruz; Delphoi’de bulunan 330 civarından kalma bir yazıtta Aristoteles (ve Kallisthenes) “şereflendirilip taçlandırılmış”. [Örneğin Dittenberger, Sylloge3, 275.] Bu yazıt bir kuyunun dibinde parçalar halinde bulundu. İskender’in ölümüyle birlikte Makedonya karşıtlığı güçlendi ve hararetle dile getirilir oldu. Aristoteles’in de Makedonya’yla sıkı ve gizlisiz saklısız bağlantıları vardı. Delphoi’da kendisine verilen onur tekzip edildi ve yazıt kuyuya atıldı. Belki de Atina’daki ortam Aristoteles’i ikinci bir kez oradan ayrılmaya teşvik etti.

Sonuçta Euboia adasında anne tarafının mülkünün olduğu Khalkis’e çekildi. Orada oniki aya kalmadan öldü.

Lykeion kendisinden sonra varlığını sürdürdü, tıpkı Akademeia’nın Platon’dan sonra yaptığı gibi. Theophrastos okulun başına geçti.”

(Kaynak: Jonathan Barnes, Companion, Cambridge, 1995, 3-6. sayfalar.)

This entry was posted in aristo belgeleri. Bookmark the permalink.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s