“o halde başka açıdan hayvanların doğası ve üremesi böyle. eylemleri ve yaşamları ise kişiliklerine ve beslenmelerine göre değişiyor. zira başka hayvanlar bile ruhla ilgili özelliklerden izler taşıyor, ki bu izler insanlarda daha belirgin bir farklılık gösteriyor. ne de olsa uysallık ve vahşilik, yumuşaklık ve yabanilik, cesaret ve korkaklık, korkular ve atılganlıklar, huylu haller ve huysuzluklar birçoklarında oluyor – düşünme yatkınlığını [peri tên dionoian suneseôs] andıran özellikler de öyle, tıpkı söz ettiğimiz kısımlarda olduğu gibi. zaten kimi özellikler [hayvanlarda] insandakine göre daha çok ya da daha az, kimisi insanda hayvanlardakine göre öyle (örneğin kimi özellikler insanda daha çok bulunuyor, kimisi de başka hayvanlarda daha çok), kimisi ise benzeşmeli [tô analogon] bir farklılık gösteriyor: örneğin insandaki sanata, bilgeliğe ve zekaya benzeşen başka bir doğal güç kimi hayvanlarda oluyor. çocukluk yıllarına bakanlar bunun gibi bir şeyi çok açıkça görüyor: sonradan sahip olacakları huyların hani adeta izleri ve tohumları çocuklarda görünse bile ruhları o dönemde vahşi hayvanların ruhundan farksız oluyor, dolayısıyla başka hayvanların kimi özelliklerinin bunlarla çok benzeşmesi hiç mantıksız değil.
doğa cansızlardan hayvanlara doğru öyle gıdım gıdım geçer ki kesintisizlikten dolayı bunlar arasındaki sınır neresi ve ortaları neresi fark edemeyiz. nitekim cansızlardan sonra ilk olarak bitki cinsi var. kimi bitki bir öbürüne oranla yaşamdan daha çok pay alır gibi görünür, ancak cinsin bütünü başka cisimlere oranla az çok canlı görünürken hayvanlara oranla cansız görünür. bitkilerden hayvanlara geçiş, daha önce söylendiği gibi, kesintisiz. nitekim deniz canlılarından kimisinin hayvan mı bitki mi olduğu insanı şaşkınlığa düşürebilir, zira bunlar yapışık büyür, sökülünce çoğu ölür… genelde de kabukderililer [ostrakoderma] yer değiştiren hayvanlara oranla bitkilere benzer. duyular açısından da kimilerinde [kimi hayvanlarda] hiç gösterge olmaz, kimilerinde belli belirsiz. kimisinin vücudunun doğası etimsi… sünger ise tam bitki gibi. az az farklarla biri öbürüne daha çok yaşam ve hareket sahibi gibi görünüyor, hep ama. yaşamak için yapılan eylemler de aynı öyle.” (aristo, hayvan araştırmaları, 588a16 vd.)
Acaba bitkiler durdukları kadar hareketsiz mi? İlkel bitkilerin de eşey hücrelerinin hayvanlar gibi kuyrukları var ve yüzüyorlar. Bu kuyruklar yalnızca su yosunlarında değil, bazı bildiğimiz ağaçların bile kuyruklu, gayet güzel cup cup yüzebilen sperm hücreleri var.
Genel olarak bitkilerdeki eşey hücrelerinin evrimine baktığımızda isogamy’den (sperm ve yumurta arasında belirgin bir şekil farkı yok ve ikisi de kuyruklu) oogamy’ye (yumurta sperm’den çok büyük) doğru bir dönüşüm olduğunu görüyoruz. Bunu hem tek hücrelilikten çok hücreliliğe, hem de sudan karaya geçiş ekseninde eksenlerinde düşünelim. Yumurtanın hareketsiz oluşu ile ana bitkiye (burada ana ile dişiliği karıştırmayalım, ana bitki hala hem erkek hem dişi ve bu kaideyi kıran istisnalar karaya geçişten çok sonra ortaya çıkacaklar) bağlı özel bir yapının içinde gelişiminin ilk bölümünü tamamlaması birbirini tamamlayan ve evrimsel süreçte beraberce ilerleyen yenilikler. Bu durumda bitkinin erkek eşey kesesinden çıkan spermler yumurtaların bulundukları yapıları yüzerek bulup çiftleşiyorlar. Peki neden buna tohum diyemiyoruz? Yumurtayı koruyan bu yapının (archegonium) Tohum yolundaki ilk adım olduğu kesin, yalnız çiftleşmeden sonraki kromozomları çiftlenmiş hücre ise hemen mayoz bölünme kromozomları teke düşürerek spor hücresine dönüşüyor. Tohum diyebilmemiz için bu mayoz bölünmenin ertelenmesi gerek ve arada bir sürü mitoz bölünme olması gerek. Kara yosunlarına bakarsak bunun başlangıcı var ve zigot ana bitkinin üzerinde biraz parazit gibi büyüyor, klorofili yok bir şeyi yok sadece periskop gibi bir uzantı. Konumuzla ilgiyi tekrar kuralım. Yosunlarda da erkek spor hala kuyruklu, hala çiftleşme için bu sporun yüzebileceği ıslak bir ortam lazım. Biraz da du yüzden belki yosunlar kısa, yere yakın olmak kurumamak için şart. Peki biraz daha yüksek ne var orada ne oluyor? Eğreltiotları var ama onlar işi tersine çeviriyor, bitkinin gördüğümüz büyük kısmı artık yosundaki parazit periskop. Ama fotosentezini kendi yapıyor, büyüyor, ana bitkiden kopmuş yaşıyor. Ana bitki de topraktaki yeşil bir lekeden ibaret, yine spermleri kuyruklu ve yüzüyorlar toprak ıslak olunca. Hala tohumumuz yok ama, yerdeki yeşil lekenin üzerinde bitiyor eğreltiotları. Fi tarihindeki bazı dev eğreltiotları tohum yapmaya çok yaklaşmış, ama artık aramızda yoklar bu yüzden o tohumun neden bu tohumdan tamamen farklı olmuş olabileceği konusunda şimdilik üzülmemize gerek yok. Günümüze kalan ağaçlar açık tohumlular ve kapalı tohumlular olarak ikiye ayrılıyorlar. Açık tohumlular çam, göknar, ladin, sedir, şimşir. Bir de ginkgo ve cycad (uyduralım: kozalakpalmiyesi). Artık yüzmeye gerek yok çünkü rüzgar erkek ana bitkiden dişi ana bitkiye polen (spor bu da, kromozomu tek) uçuruyor. İşin ilginci, ginkgo ve kozalakpalmiyelerinde nasıl olmuşsa spermler kuyruklarını korumuşlar, kozalağın üstüne konan polen bölününce kuyruklu sporlar oluşuyor ve bunlar kozalağın ıslak koridorlarında yumurtalara yüzüyorlar. Aristo’nun mikroskobu olsaydı ve Çin’de yaşasaydı, bazı ağaçların da durdukları kadar hareketsiz olmadığını görürdü. Youtbe vidyosunu da Japonlar çekmiş:
ne vidyosu bu ali? bu pasajda aristo bitkilerin mutlak anlamda hareketsiz olduğundan değil, tam tersine göreceli olarak hareketli gibi göründüğünden söz ediyor, dolayısıyla verdiğin örnekler bu pasajı desteklemiyor mu? bir de, yosunun sporu hareketli diye yosunun kendisinin de hareketli olduğunu düşünmek doğru mu?
Bu vidyo ginkgo ağacının sperminin vidyosu. Evet paragrafın sonunu toplamak için biraz Aristo’yu güme götürmüşüm şimdi bakınca sevimsiz buldum. Aristo’nun dediği gibi kesintisiz bir geçişten ziyade, bitkilerde hayvansal özellikler var. Hareketi diyince bitkilerin güneşe dönmesi ile hayvanların hareket edişi benzer dokulara bağlı değil, ama hayvanlardaki spermlerin kuyrukları ile bitkilerdeki spermlerin kuyrukları aynı kuyruk, bunu demek istemiştim, yani en basit moleküler motor, gerçekten hayvansal kasa benziyor herhangi başka bir diğer bitki dokusundan çok.
Peki neden su birikintisi ya da nemli bir köşe bulmak için sürünen yosun parçaları yok? Tarihsel bir sonuç mu sadece? Cıvık mantarlara göz kırpmamız gerek burada. Şunu desek nasıl olur: bitkilerden hayvanlara geçiş kesintisiz değil, ama bitkilerden hayvanlara geçişi bir eksende belirlersek (hareket kabiliyeti gibi) o ekseni kesintisizmiş gibi dolduracak kadar fazla canlı türü mevcut.